tüm gereksizliklerden arınmaya çalışıyorum, her an tumblr’a da bişiiler yapabilirm, ahaha dengesizim :))))))
tüm gereksizliklerden arınmaya çalışıyorum, her an tumblr’a da bişiiler yapabilirm, ahaha dengesizim :))))))
az önce bişiler yazdım ama bu içine tükürdüğüm chrome tarayıcısı kitlendi ve yazdıklarımla beraber siktirip gitti ondan biraz öfkeliyim. neyse sadede gelelim:
geçen ramazan bayramı civarında “hayat bayram olsa: ama dinli bayram” diye bir post yazacaktım ama yazmadım. çünkü bu bayram harçlık alamadım ve bu sebeple acım büyük. evet, ben hala aldığı harçlıklarla yaşam savaşı veren bir genç insanım. hayatımda bir gün bile işe gitmedim ve tek kuruş dahi kazanmadım. gidişatsa bunun böyle devam edeceğini gösteriyor. zaten işe ya değişiklik olsun diye ya da yakışıklı sevgili yapmak amacıyla girerim. ötesi yok.
leptabım bana aklımı kaçırtacaktı bu sebeple biraz gereksiz programları sildim: firefox ve safari başı çekiyor. zaten yenisini alacak param yok. macbook pro istiyorum ancak babamın fiyatını duyunca vereceğini tahmin ettiğim tepkiden yola çıkarak bunun şu sıralar imkansız olduğu kanaatine vardım. zira babamın kafasındaki fiyatlar 1985’ten beri hiç değişmemiş. evet biliyorum, bu açıdan işim zor.
ve neyime de gerekse….çok salak bir şekilde aşık olasım geldi. bu isteğim nedeniyle kendi zekamdan tekrar şüpheye düştüm. bunu istiyorsam demek ki inanılmaz derecede boş vaktim varmış, evet bu çıkarımı yapabiliriz.
blogtan para kazanmak istiyorum. yoo hayır, buradan değil veya reklam alarak da değil. yazarlarına 3-5 de olsa para veren bi blog fln varsa yazabilirim. ve emin olun burdaki gibi tırt şeyler de yazmam. böyle bi olanak varsa kullanmak isterim, bu şekilde de şu an istediğim macbook pro’ya 50 yıl içinde kavuşmuş olurum. evet para biriktirerek.
tekrar yazana kadar, biraz bulmaca falan çözeyim de zekam artsın.
ay yani yemin ediyorum o kadar gerizekalı insanlar var ki. o kadar gereksiz tipler. ve onlar her yerdeler. aramızdalar. yakınımızdalar. ayrıca ben gerzek insan mıknatısı gibi olduğuma inanmaya başladım. çünkü tanıdığım her 3 kişiden 5i ciddi salak. dün de 2 tane ortaokul beyinli karıyla uğraştım/uğraştık. “ay sen nassıı öyle dersin öyle yaparsın bilmemne bikbik” diye ciyaklayan mallarla muhattap oldum. ay nesiniz siz yaa, herkes dilediğini yapar ve yaşar size ne? hahah neyse ya çok takmicam evet sallamicam pek.
allaaam görünüşüm bu kez de kariyerimi etkiledi. zaten arada sosyal hayatıma da etki ediyodu ama bu kez de farklı bi kariyer yolu çizeyim derken o yollar taslak olarak elimde kaldı. ahahah ya bu ne böyle yaa, hayat bazen çok acı. oysa daha geçen gün marks&spencer ile sebzeli krep sebebiyle hayatın ne kadar güzel olduğunu düşünüyodum şu an çoğu şeyden tiksiniyorum. ahahha bu ne yaman çelişki böyle yaa. olamaz böyle bişey yemin ediyorum. bazen bazı şeyler çok boktan.
bazen ne yazacağımı biliyorum ama sonradan da unutuyorum, tıpkı şimdi olduğu gibi. hatırlayınca yazarım artık tekrardan neyse…
yemin ederim şu günlerde çok mantıkdışı şeyler yapabilirim. kendimi öldürebilirim veya bilgisayarımı parçalayabilirim. ya da ikisini birden yaparım. tabi bunda özümde hasta ruhlu bi insan oluşumun da etkisi yok değil. evet en azından ben bunu kabul ediyorum: çok kassam da günlük hayata veya toplumsal normalliğe adapte olamıyorum. fakat bu benim övündüğüm-gurur duyduğum bişey değil. sadece değiştiremediğim bişey. evet çok denedim değişmeyi ama hayır, bi yerden hep bi falso veriyorum. fakat şu var: çoğu insan çok normal olduğunu iddia ediyor ve bir kısım salaklar da “oo hacı ben acayip marjinalim” diyor. hayır değilsiniz anasını satiyim. zira özsorunlular birbirlerini şıp diye tanırlar: tıpkı benim onları tanıdığım gibi veya tıpkı onların da beni anında farketmeleri gibi. ayrıca gençler ve kendin genç hissedenler: çok kasmayın, özünde arabesk emo dışında marji imajı çok eğreti duruyor, gerçekten. zaten sorun olduğunu iddia ettiğiniz şeyler de tıp dilinde “rahat batması” şeklinde tanımlanıyor. “anam ilgisiz-babam vurdumduymaz”cılık 13 yaşında kaldı be dostlar. takvim yaşınız 13 değilse bırakın bu ayakları derim. en büyük derdiniz verişecek birilerini bulamayışınız olsun. gerisine koyun gitsin işte.
evet hayatımın boktanlığı devam ediyor. maddi duran varlıklarımda da azalma söz konusu. ve bu beni huzursuz ediyor. ne kadar param varsa o kadar huzurluyum. bak mutlu demedim dikkatini çekerse, huzurlu dedim. “para mutluluk getirmiyor” argümanını geliştiriyorum: harcayacak yerin yoksa para mutluluk getirmez, evet. ama harcamasını bilirsen de mutluluktan mutluluğa koşarsın. ayrıca parası olup da mutlu olamayanlar: madem mutlu değilsiniz, o halde paranızı dağıtın? her şeyin çözümü var neticede.
her nedense tüm elektronik eşyalarım aynı anda cozuttu. evrenin bana kalleşçe bir oyunu bu. artık kötü karma mıdır her ne haltsa işte ondan var sanırım. en başta laptopum asabımı had saffada bozmakta. mp3 çalarımda sike sürülecek akıl yok. cep telefonum desen ne halt yediği belli değil. diskmenimse kafasına göre takılıyor. tüm bunlar aynı anda olunca çok sinir bozucu olabiliyolar, cidden bak. aileme bunların yenilerini istediğimi söylediğimdeyse genelde ne gerek vari cevaplarla karşılaşıyorum ve hüzünlere gark oluyorum. hayat bazen çok acımasız.
şimdi gidip sinirimden……ahahah dolduramicam yaa hakkaten çok sinirliyim sinirden gülüyorum artık……..:))))))))))

kendisine olan ilgim-alakam lise yıllarında başladı. duman konserine bile gitmişliğim var hatta. sonra araya yıllar girdi unuttum bu adamı. aslında unutmadım, hep aklımın bi köşesindeydi fakat başka ilgi alanlarım oldu. ama şimdilerde, kendisine olan ciddi sevgim depreşti. onu her gördüğümde olgun adam fantazim depreşirken, beyaz tenli erkek fetişim ise tavan yapıyor. üstüne bu adamın sarşın olması, gözlerinin mavi olması, uzun boylu ve geniş sırtlı olması, bi de göğsünün hafif-açık renk-kıllı olmasıysa apayrı bir arzulama mevzusu. müzisyen olması ise kendisini dayanılmaz kılan başka bir unsur. bir de doğumgünlerimiz birbirine çok yakın: 8 nisan doğumluymuş kendisi. bizzat bu adamı istiyorum. batuhan m. için pekçok şey yapabilirim. her şeyi yapmam elbette ama birçok şeyi de yaparım. kendisine müsait bir ortamda-müsait bir zamanda, “be my husband” diyesim var. şarkı var öyle ona istinaden diyeceğim bunu. batuhan m. ile çok mutlu olacağımıza inanıyorum, kesinlikle her yönden süper bi ilişki olur. tabi onla tanışana kadar aynı konseptteki adamlarla idare edicem artık, evet. fakat mühim değil, ben hep batuhan’ı düşünüyor olacağım. burayı okuyorsan batuhan, bana nasıl ulaşacağını biliyorsun bebeğim.
evet yazmıyodum zira yazacak şeyler yok. aslında yazacak çok şey var da buraya yazılmaz. psikiyatriste olmadı emniyet güçlerine ve en son da bi avukata, akabinde de hakime falan anlatılır. ama buraya yazılmaz. yani yazamam. ama kitap yazarım bak. kitabını yazarım hatta. ciddiyim bu konuda. şunu açıklığa kavuşturalım ama: öyle sikişli bi olay yok. en azından emniyet güçlerine aktarılması gereken cinsten yok. lan zaten ona da fantazi derler bi kere. “eet evde fantazi yaptık fakat benim karı da fazla kaptırmış kendini ondan çok ciyakladı” derler. en azından ben öyle derim/derdim. neyse şimdi susalım. heyecan yapmayın, öyle (çok) zinalı ortamlar yok. la zaten zina neydi? 2 bekardan 1 zina mı oluyodu yoksa 1i evli olunca mı zina oluyodu. aklım karıştı. bilmiyosam da yapmamışımdır zaten. insan yaptığı şeyi bilir zira. zina. zumla. kapı çaldı. çaaavvv……….:)))))))
sözlük’e de yazdım.
toplumun dayatması, yalanı, riyakarlığı….neymiş, “aile her şeyden kutsaldır” ya bırak artık şu yalanları….insana en çok acı çektiren, en derin kazıkları atan, en dengeleri bozan ve yine sırf saçma sapan kan bağından ve sosyal gerekliliklerden ötürü en atılmaz-satılmaz-başa bela insanlar topluluğu….başka birisi o kadar kötü-bencil-çıkarcı olsa, yanına bile yanaştırmazken, bundan kat be kat kötü olan insanları sırf aile diye yanında tutmak zorunda olmak….onları sevmek zorunda olmak (ki günahım kadar sevmiyorum), sevilmeyen ve yaptıkları saçma sapan hatalardan ötürü doğal olarak saygı duyulmayan insanlara saygılı olma zorunluluğu, onlara katlanma mecburiyeti, onları bir türlü hayatından çıkaramama….yalanmış o “aile her zaman yanındadır, seni çok sever” sözleri…onlar sadece kendini kandırmaca….”eğer bugün beni engelliyorlarsa beni sevdikleri için, beni korumaya çalıştıkları için”i tamamen bir savunma mekanizması eseri. hayır dostum, yanılıyorsun, onların aslında seni düşündüğü falan yok, tek istedikleri kendi çıkarları. tek beklentileri onların kurallarına uyman. hele bir ezber boz, bak o zaman ne oluyor. “benim ailem süper, çok anlayışlı, sevgi dolu” değildir canım, emin ol öyle değildir. alt tarafı şanslı azınlıktasındır, o kadar. kan bağıymış, kesip bileklerimi akıtsam ya kanımı…kurtulsam ya o kahrolası kanlarından, o zaman özgür olur muyum? aile kendini yanında iyi hissettiklerindir, güvenebildiklerindir. en yakınında, devamlı dibinde olmasına gerek yok ki. en yakının aslında uzaktır sana, seni hergün öldürendir onlar, en ufak hatanda seni silecek olanlardır. bırak git o yüzden şu aile saçmalığını, kendi kendinin ailesi ol, yeter….
hayatı bir gerizekalı saflığında yaşadığımı farkettim.
şu sıralar ruh halim çok dengesiz. fazla inişli-çıkışlı oldu. iki uç arasında hırpalanıyorum. en tepe ve en dip noktalarda gidip gelmek çok yorucu. eğer böyle devam ederse yine doktora gitmek zorunda kalıcam. dinleme özürlü ilaç sevdalısı angut doktorlardan da gına geldi. ilaç almak sıkıcı. ilaç alınca rahat içemiyorum bi kere. ve kendimi sürekli hasta hissediyorum. ama büyük ihtimalle de beynimdeki kimyasallar iyice dengesizleşti. oysa ne de güzel gidiyordu. bazı ilaçlardan kurtulmuştum, bazılarının da dozu azalmıştı. şimdi başa dönüyorum ve bu çok can sıkıcı. işte bipolar böyle bişey….
“bugün hücrelerime kadar doldurdun sen beni….”
“içimi acıt. yak tenimi. derinliklerime acı doldur. dibime kadar bastır ruhunu.”
“gazı kökle. sınırlarımı yık. asıl saçlarıma. şekil ver bana yeniden ellerinle.”
“karanlığıma gir. ısıt beni. boşluklarım tamamlansın seninle.”
“hayat girişimi, ölüm çıkışımı sırılsıklam et istediğinle…”